Mehmet Taştekin : Ehillerle İmtihan
İnsanlığın en kadim hastalığıdır bu: Bir göreve veya makama adam seçerken liyakati değil, etiketi aramak… Birikim yerine soy ağacına, nitelik yerine servete ram olmak.
Bakara Suresi’nde anlatılan Talut ve Calut kıssası, tam da bu kadim yanılsamaya tutulmuş bin yıllık bir aynadır.
Kıssada İsrailoğulları, sürüklendikleri bozgunun ardından peygamberlerinden bir komutan tayin etmesini isterler. Beklentileri şaşaalıdır; soylu, zengin, kendi elit düzenlerinin tescillendirdiği tanıdık bir sima beklerler.
Ancak komutan olarak Talut seçilince itiraz yükselir: ”O bize nasıl hükümdar olabilir? Ona servet de verilmemiştir!”
Bugün kamu bürokrasisinden şirket yönetimlerine, akademiden siyasete kadar her yerde aynı kibirli ses çınlıyor. Zeka ve e…
Siyasetin ve yönetenlerin yaptığı en büyük hata; tehlikeyi sadece bir örgüt veya kişi adından ibaret sayarak mücadelenin somut isimler üzerinden yürütülmesidir.
Oysa karşımızdaki asıl tehdit; ismi ve tabelası değişse de kafası hiç değişmeyen sinsi bir zihniyettir.
Mesele güç, makam ve para uğruna: Hırsızlığı, usulsüzlüğü, adam kayırmayı ve liyakatsiz siyasi ya da örgütsel kadrolaşmaları üstelik “Savaş hileden ibarettir” anlayışına sığınarak mübah gören zihniyetler meselesidir.
Adalet ve liyakati siyasi kimliklere göre dağıtan bu yozlaşma, dünün vatanına ve milletine ihanet eden gayrimeşru yapılarının kadrolaşma taktiğiyle birebir aynıdır.
Çünkü aslolan isimler değil, neye hizmet edildiğidir: Hakka, adalete, vatana ve millete mi; yoksa bir güce ve ikbale mi?
Bu mücadeleyi sırf belirli örgüt isimleri ve kişiler üzerinden yürütmeye çalışanlar, kurulmak istenen sinsi sömürü düzenini kamufle eden sempatizanlardır.
Sivrisineklerle uğraşarak hedef saptırmanın alemi yoktur; asıl mesele bataklığı kurutmaktır.
Elebaşlarının ölmesi, yakalanması ya da kadroların başka isimlerle yer değiştirmesi bu zihniyeti asla bitirmez. Derin ahlak krizini fark etmezsek, yarın aynı tehlikeyle başka tabelalar altında yeniden yüzleşiriz.
Nitekim dün farklı adlarla karşımıza çıkan bu yapılar, bugün sadece kabuk değiştirerek başka paravan oluşumların, derneklerin ya da “yeni nesil” maskelerin arkasına saklanıyorlar. Köklerini, tarihlerini ve değerlerini unutturarak özellikle gençleri aynı tuzakların içine çekmeye devam ediyorlar.
Asıl mesele, gayriahlaki uygulamaları güç devşirme uğruna sadece kimin deşifre ettiği de değil; bu uygulamaları utanmadan yapan, milletin hakkını gasp eden zihniyetlerle de adilce mücadele edebilmektir.
Kurtuluş; etiketlerle ve sineklerle mücadele ediyor gibi görünüp vakit kaybetmekte de değil; bataklığı besleyen bütün yolları kurutmaktır.
Adaletle ve adam kayırıp kollamayan bir ahlakla; öz değerlerimize (mal, can, nesil, akıl ve Kur’ani değerlerimize) sahip çıkarak bu durumlardan topyekûn kurtulmak ve bataklığın kendisini kurutmaktır.




