Mehmet Taştekin Yazdı :Gerçek Adalet
Bir zamanlar bir adam bir at satın alır. Ancak alışverişin hemen ardından atın hasta olduğunu fark eder. Atı geri vermek ister fakat satan kişinin atı geri almayacağından endişe eder. Bu nedenle çözümü kadıya gitmekte bulur ve meseleyi resmi yollarla halletmek ister.
Ancak kadıyı yerinde bulamaz ve mahkeme ertesi güne kalır. O gece hasta at ölür.
Ertesi gün durumu kadıya anlatır ve ne yapılabileceğini sorar. Kadı, “Zararını ben ödeyeceğim.” der. Şaşkınlıkla kadıya bakan adam, “Sizin konuyla bir ilginiz yok, niçin ödeyeceksiniz ki?” diye sorar.

Kadı şu manidar cevabı verir:
“Evet, görünürde benim konuyla ilgim yok gibi ama işin aslı öyle değil. Sen dün geldiğinde ben yerimde olsaydım, at hasta olduğu için o atı geri verdirirdim ve sen de paranı geri alırdın. O hasta at da senin elinde değil, sahibinin elinde ölmüş olurdu. Şimdi buna imkân kalmamıştır. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep oldu. O yüzden zararını ben ödeyeceğim.”
Böylece geciken adaletin faturasını ödemesi gereken kişinin kendisi olduğunu kabul eder ve zararı kişisel mal varlığından karşılar.
Bu kıssa, geciken adalet, kamu sorumluluğu, ihmalin bedeli ve yöneticilerin hesap verebilirliği gibi önemli kavramları hatırlatmaktadır. Günümüzü hayal ederek; ihmallerin, ilgisizliklerin ya da sorumsuzca davranışların ne canların yanmasına, ne ocakların sönmesine sebep olduğunu düşünmek gerekir.
İhmal, vurdumduymazlık, kibir veya sorumsuzluk yüzünden bir kötülüğün işlenmesine neden olanlar için Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kötülüğe sebep olan, onu yapan gibidir.”
Bu anlamlı söz, sadece bireysel değil toplumsal sorumluluğun da altını çizmektedir.



