Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

‘ŞAKİR ZÜMRE’, ULUSAL SAVUNMA SİSTEMİNDEN SOBACILIĞA !

“…….Türkiye’ye davet edilmiş, burada silah fabrikası kurması istenmiştir. Daveti kabul eden Şakir Zümre Türkiye’ye gelir ve kendisine cumhuriyetin ilk özel sektör silah fabrikasını kurmak üzere bir alan tahsis edilir. Bu yer Haliç kıyısında Karaağaç mevkiinde Sütlüce’de bulunan alandır. Bu alanda kurulan Türkiye’nin özel sektöre ait ilk ulusal ve yerli sermayesine dayanan fabrikanın tamamı yerli sermaye ile kurulur. ………..”

".......Türkiye'ye davet edilmiş, burada silah fabrikası kurması istenmiştir. Daveti kabul

‘ŞAKİR ZÜMRE’, ULUSAL SAVUNMA SİSTEMİNDEN SOBACILIĞA !

“…….Türkiye’ye davet edilmiş, burada silah fabrikası kurması istenmiştir. Daveti kabul eden Şakir Zümre Türkiye’ye gelir ve kendisine cumhuriyetin ilk özel sektör silah fabrikasını kurmak üzere bir alan tahsis edilir. Bu yer Haliç kıyısında Karaağaç mevkiinde Sütlüce’de bulunan alandır. Bu alanda kurulan Türkiye’nin özel sektöre ait ilk ulusal ve yerli sermayesine dayanan fabrikanın tamamı yerli sermaye ile kurulur. ………..”

Eskiden, bizlerin ve orta yaş grubunun hatırlayacağı bir marka vardı; ŞAKİR ZÜMRE !

Hani doğal gazın, klimaların, elektrikli ısıtıcıların olmadığı zamanlarda sobalar vardı. Bu sobaların içinde en çok beğenilen ve kullanılanlar ise üzerinde ŞAKİR ZÜMRE yazan sobalardı.

'ŞAKİR ZÜMRE', ULUSAL SAVUNMA SİSTEMİNDEN SOBACILIĞA !

Zaman zaman bu köşede, unutulan ve unutulmaya, unutturulmaya başlanmış bir takım eski üretim araçlarımızın ve özellikle Kurtuluş savaşı yıllarında sanayimizin can damarı olan ulusal savunma sanayimizin gerçeklerini anlatmaya çalışıyorum, ki, 1. Dünya Savaşı ile 2. Dünya savaşı arasında nasıl mücadele edildiğini ve neler yapıldığını hatırlamakta ve günümüzde ne hale geldiğimizin kıyaslamasını yapmakta çok büyük yarar var. 1950’lerden bu yana sistemli bir şekilde çökertilen ülkemizin ekonomisi, eğitimi, sağlığı ve sosyal yaşamı günümüze nasıl geldiğimizi de açıkça göstermektedir.

Ve yine günümüzde yeni bir yol ayrımına gelinmiş, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ve Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında sözde eş başkanlığımız bizleri bambaşka bilinmeyenlere doğru çekmektedir.

Şimdi tekrar dönelim Şakir Zümre’ nin hikayesine;

1885 yılında Bulgaristan’ın VARNA kentinde doğan, 1908’ de CENEVRE Hukuk Fakültesinden mezun olan Şakir Zümre, Bulgar parlamentosuna da Türk milletvekili olarak girmiştir. Mondros Anlaşması sonrası Bulgaristan’ nı Türkiye lehine savaşa sokmakla suçlanmış ve 7 ay cezaevinde kalmıştır. İstiklâl Savaşı sırasında Anadolu’ya silah ve cephane gönderdiği gibi, savaş sanayiinde değerlendirilmek üzere Türkiye’ye usta ve teknisyen bulunmasında da yardımcı olmuş, bu Üstün hizmetleri nedeniyle de beyaz şeritli İstiklal madalyası almıştır. Kurtuluş savaşı kazanılıp Cumhuriyet ilan edildikten sonra 1925 yılında Mustafa Kemal tarafından Türkiye’ye davet edilmiş, burada silah fabrikası kurması istenmiştir. Daveti kabul eden Şakir Zümre Türkiye’ye gelir ve kendisine cumhuriyetin ilk özel sektör silah fabrikasını kurmak üzere bir alan tahsis edilir. Bu yer Haliç kıyısında Karaağaç mevkiinde Sütlüce’de bulunan alandır. Bu alanda kurulan Türkiye’nin özel sektöre ait ilk ulusal ve yerli sermayesine dayanan fabrikanın tamamı yerli sermaye ile kurulur.

İlk üretimler Bulgaristan’dan getirilen yabancı teknik kadro ile yapılırken, zamanla yetişen Türk teknik kadrolar tüm üretim çalışmalarında yerlerini alırlar. Kısa zamanda 2000 işçiye ulaşan fabrikada Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacı 100, 300, 500 ve 1000 kilogramlık bombalar üretilmeye başlanmıştır. Fabrikada ayrıca cephane, el bombası, işaret ve aydınlatma fişekleri, kara mayınları üretilmiştir. Buna ek olarak Deniz Kuvvetlerinin ilk yerli cephaneleri ve giderek ilk denizaltı bombaları Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından üretilmeye başlanmıştır. Bu bombalara ait kullanma biçimleri Şakir Zümre fabrikasının teknik ekibi tarafından projelendirilerek tarifnameleri hazırlanmış ve 1939 yılında kitap olarak Şakir Zümre tarafından yayımlanmıştır. Bu fabrikada mazotla çalışan 5 beygirlik ilk Türk motoru da yapılmıştır.

Yurt içinde yerli ve milli sanayi ile bütün bu üretimleri yapan fabrika yurt dışından da önemli ve büyük istekler almıştır. İhracat yapılan ülkeler Yunanistan, Bulgaristan, Ürdün, Suriye, Mısır ve Polonya’dır.

Ancak Atatürk’ün vefatı ve 2. Dünya savaşı sonrası Amerika ile yapılan silah anlaşmaları Şakir Zümre için sonun başlangıcı olmuştur. Amerika ve diğer bir kısım ülkeler “biz size silah veririz, siz bunların üretimleri için uğraşmayın” diyerek 2. Dünya Savaşı’nın ardından başlattıkları Marshall ve benzeri diğer yardım fonları ve genellikle ömrünü tamamlamış silah araç ve gereçlerini Türkiye’ye vermeleri ile dışa bağımlı hale gelinmiştir. Silah üretimini tamamen bırakmak zorunda kalan fabrika silah ve cephane üretimini dondurmuş, yavaş yavaş paslanmaya, yok olmaya mahkum edilmiş, işçinin maaşı ödenemez duruma gelinmiş, çaresizlik içinde çırpınan Şakir Zümre soba üretimine geçmek zorunda kalmıştır.

Orta yaşın üzerindeki insanlarımızın belleğinde kalan ünlü Şakir Zümre sobalarının hikayesi budur. Daha sonra fabrikaya biraz daha destek sağlamak amacıyla Türkiye İş Bankası tarafından ilk kumbaralar yaptırılmış ve mevduat sahiplerine, özellikle de çocuklara dağıtılmıştır.

Silah sanayinden sonra, soba ve kumbara yapımına mahkum edilen fabrikanın bir süre sonra kapısına kilit vurulur ve kapatılır.

Her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda İstanbul vatan Caddesi’nde düzenlenen resmi geçitlerde ordunun yerli üretim ile Şakir Zümre fabrikasında yapılan bomba, silah araç ve gereçleri yer alırken 1950 yılında yapılan törende içimizi acıtan bir gösteri yapılmıştır.

Ve o gün Şakir Zümre, sobalarını yüklediği bir kamyonetle tören alanından geçer, gider.

1900’lü yıllardan 2026’lı yıllara kadar uzanan süreç içinde, Şakir Zümre’ler gibi nice fabrikalarımız kapatılmış, sanayimiz çökertilmiş, ulusal varlıklarımız yağma edilmeye, talan edilmeye başlanmıştır.

Günümüzde nereden nereye geldiğimizi anlayabilmek için Kurtuluş savaşı günlerinde sadece Savaş meydanlarında yapılanları değil arka planda gerçekleştirilen üretimleri, kurulan sanayileri, eğitimde, sağlıkta yapılan devrimleri, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin nasıl kurulduğunun bilinmesi gerekmektedir.

Devlet nedir diye sorduğumuzda, klasik olarak şu cevabı alırız;

Devlet belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğunun siyasi ve hukuki bir teşkilatlanma ile kurduğu egemenlik gücünü elinde bulunduran en üst düzey tüzel varlıktır, toplumda düzeni, güvenliği ve adaleti sağlar.

Doğrudurklasik tanım da budurAncak devleti yönetenlerin niyetleriçıkarları ve devleti yönetmek için kullandıkları yöntemlerdir esas olan.

Bu nedenle ülkemizin tüm yurttaşlarının devlet yönetiminde sadece seçim zamanı söz sahibi olmaları yeterli değildir. Sözyetkikarar halkın olmadığı sürece en iyi yönetimler bile zaman içinde sapmalar yaşar.

Şimdi2026 yılında tüm yurttaşlar olarak yönetimde sözyetkikarar sahibi olduğumuzu göstermek zorundayız.

Haydi göreve !

Kaynak :haberkolektif.com/

'ŞAKİR ZÜMRE', ULUSAL SAVUNMA SİSTEMİNDEN SOBACILIĞA !