MEHMET TAŞTEKİN : KIRMIZI ALARM
Şirk” denince çoğumuzun aklına geçmişte kalmış taş heykeller, ahşap putlar gelir. Oysa mesele sadece bir cisme tapınmak kadar basit olsaydı, tarih boyunca gelen uyarıların bu denli sert ve hayati olmasının bir anlamı kalmazdı.
Şirk, en temelde Allah’ın yönetim hakkına, koyduğu kurallara ve O’na ait sıfatlara ortak koşmaktır.

Bu ortaklık hem toplumsal düzende hem de insanın iç dünyasında gerçekleşir.
Toplumsal boyutta kırılma, Yaratıcı’nın koyduğu kuralın karşısına geçip “Hayır, o iş öyle olmaz” denildiğinde başlar. Allah “Zinaya yaklaşmayın” diyerek bir sınır çizer; seküler veya insan merkezli anlayış bunu serbest ve yaptırımsız kılar.
İçki, kumar, faiz, liyakat, evlilik vb. gibi İlahi iradenin yasakladığı her alan meşrulaştırılırken; O’nun meşru kıldığı
ilkelere savaş açılır. Allah’ın kural koyduğu yerde kendi arzularını kanun edinmek, ilahi otoriteye doğrudan bir başkaldırıdır.
Ancak madalyonun bir de görünmeyen tarafı vardır: Kalbin şirki.
İbadetleri Allah rızası yerine insanların övgüsünü kazanmak için yapmak (riya), parayı, gücü veya liderleri Allah’ı sever gibi sevip O’ndan korkar gibi korkmak da şirkin gizli yüzüdür.
Nefsin arzularını ilahlaştırmak, ilahi sınırları kendi çıkarına göre eğip bükmektir.
Burada kritik çizgi şudur: Bir insan insani bir zafiyetle günah işlediğinde günahkar olur; fakat o günahı “Bu artık helaldir, kuralı ben koyarım ya da biz koyarız” diyerek meşrulaştırdığındaysa şirkin koltuğuna da oturmuş olur.
İster toplumsal kanunlarda ilahi iradeyi tersyüz etmek olsun, ister kalpte Allah’a ait sevgiyi başka odaklara sunmak… Allah’ın emrettiğini yasak, yasakladığını serbest sayan ya da O’na ait bir sıfatı başkasına lütfeden tek bir anlayış bile insanı o tehlikeli eşikten içeri düşürmeye yeter de artar.
Zümer.65 te Allah cc: “Şirke düşenlerin Peygamber bile olsalar amellerini boşa gideceğini ve hüsrana uğrayacaklarını yeminle” bildirir.
Selam ve dua ile.
Mehmet Taştekin




